Örümcek Kadının Öpücüğü Nereden İzlenir?
Kiss of the Spider Woman
Bu film için henüz Türkiye'de yayın bilgisi bulunmuyor — açıklandığında bu sayfa otomatik güncellenecek.
Konu ve değerlendirme
Bill Condon imzalı “Örümcek Kadının Öpücüğü”, Manuel Puig’in edebiyat klasiğinden Broadway’e uzanan ve oradan beyazperdeye taşınan bir yapım. Film, karanlık bir hapishane hücresinde geçen sıradışı bir dostluğu merkeze alıyor. Siyasi mahkûm Valentin ile “ahlâka aykırı davranış”tan hüküm giymiş Molina’nın kesişen yolları, iki zıt karakterin zorunlu birlikteliğini dramatik ve dokunaklı bir dille anlatıyor. Ancak filmin asıl büyüsü, Molina’nın hayal gücünde canlanan, başrolünde hayranı olduğu yıldız Ingrid Luna’nın oynadığı şatafatlı bir Hollywood müzikalinin, hücrenin gri duvarlarını renklendirmesiyle ortaya çıkıyor. Bu iç içe geçmiş anlatı, gerçeklik ile fantezi arasında salınan bir atmosfer kuruyor.
Yapımın en güçlü yanlarından biri, üç başrol oyuncusunun performansları. Jennifer Lopez, filme adını veren ve hem baştan çıkarıcı hem de tekinsiz bir varlık olan Örümcek Kadın karakterine hayat veriyor. Diego Luna’nın idealist ve sert Valentin’i, Tonatiuh’un ise kırılgan ama hayal gücü sınırsız Molina’sı, karakterler arasındaki gerilimi ve yakınlaşmayı inandırıcı kılıyor. Özellikle Molina’nın anlattığı hikâyelerin Technicolor renk cümbüşüyle canlandığı sahneler, filmin görsel kimliğini belirliyor. Kander & Ebb’in unutulmaz müzikalleri “Chicago” ve “Cabaret” ile özdeşleşen müzikal dili, burada daha içsel ve duygusal bir boyuta taşınıyor; dans ve şarkılar, karakterlerin iç dünyalarını dışa vuran birer araç hâline geliyor.
Condon’ın yönetmenliği, hikâyenin iki katmanlı yapısını ustalıkla dengeliyor. Bir yanda hapishanenin kasvetli, diyaloglarla örülü gerçekliği, diğer yanda Molina’nın zihninde kusursuz bir gösteriye dönüşen fantezi dünyası. Bu geçişler, filmin ritmini belirlerken izleyiciyi de hikâyenin içine çekiyor. “The Greatest Showman” ve “Dreamgirls” gibi türün önemli örneklerine imza atmış bir isim olan Condon, müzikal sahneleri hikâyenin doğal bir parçası gibi konumlandırıyor; bu da filmin yapay hissettirmeden akmasını sağlıyor. Sundance’te prömiyer yapması ve Locarno Film Festivali’nin kapanış filmi olması da yapımın festivaller nezdinde ciddiye alındığının bir göstergesi.
Romantik ve dramatik öğeleri gerilimle harmanlayan film, türler arası geçişlerde kaybolmuyor. Hikâye, hapishane koşullarının sert gerçekliğini romantize etmeden, iki insan arasındaki bağın dönüştürücü gücüne odaklanıyor. Müzikallerin iyimser ve gösterişli dünyası ile hücrenin karanlık yalnızlığı arasındaki zıtlık, filmin duygusal etkisini artırıyor. Özellikle müzikal sinemaya ilgi duyanlar ve güçlü karakter dramalarından hoşlananlar için tatmin edici bir deneyim sunuyor. Türkiye’de TOD TV üzerinden izlenebilir.