Amerikan Gücü: Dünya Polisi Nereden İzlenir?
Team America: World Police
Amerikan Gücü: Dünya Polisi filmi Türkiye'de Apple TV Store üzerinden kiralayarak veya satın alarak izlenebilir.
Türkiye'de İzleme Teklifleri
Tüm sağlayıcılar tek yerde; mevcut üyeliklerin önce, diğer seçenekler gerçek ek maliyete göre sıralanır.
Bu filtrede kullanılabilir teklif yok.
Konu ve değerlendirme
2004 yapımı “Amerikan Gücü: Dünya Polisi”, sinema tarihinin en cüretkar ve politik açıdan en yanlış (bilerek) işlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. South Park’ın yaratıcıları Trey Parker ve Matt Stone, bu kez kameralarını gerçek oyunculara değil, yaklaşık 30 santimetrelik ahşap ve lateks kuklalara çeviriyor. Sonuç, 60’ların kült çocuk dizisi Thunderbirds’ün nostaljik estetiğini, Michael Bay ve Jerry Bruckheimer yapımı abartılı Hollywood aksiyon kalıplarıyla birleştiren, tamamen absürt bir pastiche. Ancak buradaki amaç basit bir parodi değil; Amerikan dış politikasının, askeri müdahaleciliğin ve ünlü aktivistlerin samimiyetsizliğinin dozajı yüksek bir hicivle didiklenmesi.
Filmin hikayesi, terörle mücadele için kurulmuş gizli bir ekip olan Team America’nın, Kuzey Kore lideri Kim Jong-il’in dünya barışı adı altında gizlediği kitle imha silahı planlarını bozma görevini üstlenmesiyle başlıyor. Bu süreçte ekip, Paris’te Eyfel Kulesi’ni yanlışlıkla havaya uçurmaktan, Panama Kanalı’nda bir yolcu gemisini batırmaya kadar “kahramanca” (!) bir dizi felakete imza atıyor. Parker ve Stone’un asıl hedefi ise sadece diktatörler değil; Sean Penn ve George Clooney gibi isimlerin temsil ettiği, film yıldızlarının politik duruşlarıyla dalga geçen “Film Oyuncuları Derneği” de filmin en sert eleştiri oklarından nasibini alıyor. Bu yönüyle film, hem sağın militarist söylemine hem de solun Hollywood aktivizmine aynı anda saldıran nadir yapımlardan.
Mizah anlayışı elbette son derece kaba, argo dolu ve politik açıdan son derece yanlış. Kuklaların cinsel ilişki sahneleri, küfürlü diyaloglar ve her türlü ulusal stereotipin acımasızca kullanılması, filmi rahatsız edici ama bir o kadar da dürüst kılıyor. Ancak bu kaosun altında, Amerikan istihbaratının “önce vur, sonra düşün” mantığını ve küresel polislik rolünün absürtlüğünü gözler önüne seren zekice bir senaryo yatıyor. Özellikle filmin müzikal numaraları ve kuklaların yüz ifadelerindeki donukluk, bu ciddiyetsizliğin bilinçli bir tercih olduğunu hissettiriyor. Aksiyon sahneleri ise döneminin aksiyon filmlerini birebir taklit ederken, kukla olmanın getirdiği sınırlamaları komediye dönüştürmeyi başarıyor.
98 dakikalık bu kaotik yolculuk, politik hicivden hoşlanan ve mizahın sınırlarını zorlamaktan çekinmeyen izleyiciler için biçilmiş kaftan. Eğer South Park’ın asitli dili size hitap ediyorsa ve sinemada “kutsal” kabul edilen değerlerin yerle bir edilmesinden keyif alıyorsanız, bu film tam size göre. Ancak belirtmek gerekir ki, film günümüzdeki bazı politik tartışmaların öncüsü niteliğinde; özellikle 11 Eylül sonrası dönemin ruhunu yakalamak isteyenler için önemli bir zaman kapsülü.